Nehir Öven Karaböcek çalışmalarını genellikle hayatın içindeki insana odaklanarak
sürdürmüştür. Bu kez ‘masa’ kavramını sorgulamasıyla izleyiciyi ‘sofra’ üzerinden içsel bir
yolculuğa çıkarıyor. Sanatçı, bu serisinde insansız masanın hiçliğine gönderme yaparken
özneyi kendi kendisinden soyutlamıştır.Masada/kiler hem başlı başına bir özne hem de
nesnedirler.
Masadaki her insan özne olarak bireydir tektir yani kendisidir. Aynı zamanda masadaki
insanların bireysel sosyal siyasal ekonomik ve kültürel ilişkileri toplumsal hayatın
merkezinde izdüşümsel olarak onlara nesne özelliğini kazandırmıştır. Sanatçı; kendisine
hayata ve insanlara ilişkin gözlemlerini; renkler, çizgiler ve soyutlamalarla iç dünyasının
dışavurumcu tavrıyla irdelemiştir. Böylece resimlerinde dramatik ve kendine özgü ironik bir
biçem oluşturmuştur. Bu bağlamda sanatçının ‘ bir ‘ adıyla simgelediği özne olan birey/
insan; ‘ çok’ tanımıyla imgesel bir düzlemde özne ve nesne bağlantısıyla birbiriyle
ilişkilendirilmiştir .. Nehir Öven Karaböcek, ‘sofra’ serisinde başlangıcından bugüne dek
gelişerek evrilen resimlerindeki değişimi ve dönüşümü bir ” SÜREÇ ” olarak değerlendirirken
izleyiciyi bu sürecin kapsamındaki sürekliliğe tanıklık etmek üzere devingen bir bütünleyici
olarak davet etmektedir.
Asiye Salbaş
Kategori: Sergiler
SERGİ: EPIC FUTURE (ONLAR GERÇEKTİ, BUNLAR HAKİKAT!)
E P I C F U T U R E
Epic Future (Destansı / Şiirsel Gelecek) başlıklı bu sergi EKREM KAHRAMAN‘nın 8-10 yılı
kapsayan son dönem çalışmalarından 3 farklı tarzda birkaç büyük / küçük boyutlu
çalışmasının birlikte sunulduğu bir“ÖN SUNUM” sergisi…
Sergi, Türk Tarih Kurumunun kurucu üyelerinden olan ve “Kazanlı Yusuf Akçura” olarak da tanınan
Yusuf Akçura‘nın ünlü “tarih tezi” Üç Tarzı Siyaset‘ten ilhamlakurgulanıyor.
Dünyanın önde gelen Fütürist’lerinin Gelecek öngörülerine göre dünyamız / insanlık yeniden ve
yepyeni bir tarihsel sürece / çağa evriliyor. Bir yandan büyük bir siyasi, ekonomik, toplumsal, insani, ahlaki, kültürel vb. çöküş öngörüleri yükselirken bir yandan da tarih boyunca hep olageldiği gibi bir tür çağımızın en önemli çağdaş gelecek olanaklarının liste başına konulmaya çalışılan bilimsel teknolojik buluş olarak
Yapay Zeka tartışmalarının yükseltildiği yeni bir çağa doğru ilerliyoruz.
Bir bakıma halen büyük bir kargaşa /kaos içerisinden geçiyor olduğumuz günümüz dünyasının
insani ve toplumsal düzeninin de başlangıcı sayılabilecek Sanayi Devrimi ile gelişerek ilerleyen
tarihsel sürecin Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında hiç de olağan görünmeyen yeni tip
bir dünya savaşları döneminde adım adım ilerlemekteyiz. Rusya – Ukrayna Savaşı, Ortadoğu’da,
Suriye’de, Gazze’de, Lübnan’da vd. füzelerle, dronlarla, suikastlar, bölünmeler, siyasi alt üst oluşlar,
iktidar değişiklikleri vb. yeni savaş taktikleri ve araçlarla sürdürülen büyük katliamlar
salt insanlıktan, toplumdan, sanattan, bilimden, kültürden uzak sanat alanların da yaşanan
dönüşümlerden kopuk şeyler olarak algılanabilir mi?
Ünlü Alman felsefeci Friedrich Engels (1820 – 1895) “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Temeli”
(İş Bankası Yayınları) başlıklı eserinde döneminin Amerikalı öncü antropologu Lewis H. Morgan’ın yabanıllık-barbarlık-uygarlık ayrımları üzerine öne sürdüğü tezleri ile Karl Marx’ın elyazmalarından
yola çıkarak insanlığın kabile toplumundan çekirdek aileye, soy düzeninden devlete uzanan gelişimini
materyalist bir tarih kavrayışıyla ilerleyerek yeni bir iddiada bulunmuştu.
Engels’e göre, Sanayi Devrimi‘nden önce İnsan gerçek anlamda insan değildi. İnsanın “insanlaşması” süreci esas olarak Sanayi Devrimi ile birlikte yeni bir “İnsanileşme” sürecine evirilmişti.
Aynı zamanda ülkemizin dikkat çekici bir düşünürü ve entelektüeli de olan
Ekrem Kahraman‘a göre: insanın insanlaşma / uygarlaşma süreci günümüzde de hem “bir adım ileriye
iki adım geriye” hem de “bir adım geriye iki adım ileriye doğru” koşarak ve hızla ilerlemeye devam ediyor.
Tarihsel Fütürist ressam / sanatçılar “hız” kavramını resimlemeye çalışmışlardı. Bir sanatçı olarak
Kahraman günümüz sanatçılarının halen hem o “hız”ın metaforlarına kapılmış durumunda olduklarını,
hem de bu büyük kültürel “hız” azgınlığı yıkıntıları arasında “el yordamıyla” gezinerek ilermeye ve
o aşırı abartılmış piyasa dürtüleriyle çalıştıklarını düşündüğünü açıklamaktan çekinmiyor.
Sanatçı, günümüzde tıpkı bireysel toplumsal, siyasi, ekonomik, bilimsel, kültürel, ahlaki, vb.
alanlarda olduğu gibi sanatta da BÜTÜN DÜNYADA BİRDEN AYNI ANDA büyük bir ALTÜST olma
hali yaşandığını düşünüyor. Kültür bilimcilerinin büyük bir safdillikle kalıcı olması gerektiğini
düşündükleri ya da bizlerin de -belki içten içte- öyle olmasını umduğumuz / sandığımız hiçbir şeyin
artık eskisi gibi olmayacağını artık çok çok yakınımızda ve derinden hissedebiliyoruz.
Çünkü yeni yepyeni bir tarihsel yeni çağa / döneme evrilmiş durumdayız.
Muhtemel ki: kesinlikle tarihsel bir çağdan yepyeni bir tarihsel çağa geçiyoruz. Bu yeni çağın sanat,
kültür, tarih, ahlak vb. bütün konularda birden “zıvanadan çıkmış” gibi görünen her türden insani
ve toplumsal olanın yeniden yeniden kendi tarihsel rotasına döneceği, yeni çağın yeni sanatını
kültürünü yaşama formatlarını ortaya koyacağı yepyeni bir döneme evrilecek olmasıdır.
Ekrem Kahraman, bütün dünyanın ve insanlığın büyük bir kafa karışıklığına, ahlaki kaosa, kültürel yozlaşmayla birlikte derin bir umutsuzluğa /çaresizliğe kapıldığı günümüz dünyasının kargaşasında
hem bir sanatçı hem de GELECEK öngörüleri oldukça yüksek felsefi bir bilince sahip
entelektüel bir kimlik olarak sanıldığının aksine insanlığın yalnızca artık apaçık görünen ve
kabul gören “BÜYÜK BİR ÇÖKÜŞ” ten çok bir yandan da bütün insanlık tarihi boyunca
toplumsal kültürel olarak hep olağan bir biçimde olageldiği gibi yepyeni ve büyük bir
“EPIC FUTURE”a doğru evirildiğimizi öne sürüyor.
Fakat Kahraman bir yandan da tıpkı tarih boyunca hep yaşandığı gibi
içinden geçiliyor olan hiçbir tarihsel sürecin bu süreçte yaşayan insanlar / toplumlar tarafından
yeterince ve tam olarak anlaşılamadığı gibi bu yeni çağsal sürecin de günümüz entelektüelleri,
gelecek öngörücüleri tarafından henüz bütün boyutları ve gerçekliğiyle birlikte
yeterince anlaşılmamış olduğunu iddia ediyor.
Sanatçıya göre: bu süreç yalnızca hayatın siyasetin ekonominin teknolojinin değer yargılarının değil
aynı zamanda gerçek bilimin sanatın felsefenin ve kültürel bir varlık olan insan eyleminin
en belirleyici özelliği sanıldığının aksine salt paraya “piyasa”ya evrilerek teslim olması ve
böylece zamanla kullanışlı bir enstrümana dönüşmesi değil kadim yaratıcı
yeni kültürel edimlere geri dönüşüyle sonuçlanacaktır.
İnsan da sanat da kültür de toplum da tarih de bilim de siyaset de bu yeni çağın /
dönemin özünü arayacak keşfedecek gelecekte olacak olan yeniyi YENİ HAKİKATİ,
asıl DEĞERLİ’yi, bu çağa ait olanın hakikatini mutlaka yeni formlarla, içerik ve kavramlarla
iddia etmeye devam edecektir. Zaten sanat da bilim de kültür de bu büyük insanlık arayışlarının
en insani en kadim çağdaş edimleri ve belirtileri değil de nedir ki?
EPIC FUTURE başlıklı bu sergide sanatçının uzunca bir süredir sürdürdüğü bilindik
“KARŞILIKSIZ ÜTOPYA”, “HATIRLAMA VE SÖYLEME ZAMANLARI”, “YERYÜZÜ DUALARI” vd. çizgisinin en tipik resmi sayılabilecek “YERYÜZÜ AYETLERİ” (200X200 cm.) ile bu çizginin
henüz sergilenmemiş yeni dizisi “ONLAR GERÇEKTİ BUNLAR HAKİKAT!” resimlerinden
(160X195 cm. boyutlarında yeni bir resminin başı çektiği bir kaç tuvalin yanı sıra,
insanlık tarihinde önemli bir sıçrama olarak gördüğü Mezopotamya Mitolojisi‘nden hareketle
üretmiş olduğu “MEZOPOTAMYA SÖYLEMLERİ” dizisinden bir resmi (200X200 cm.) ile
tarihte Antik Yunan Mitolojisindeki ilk Sanat Tanrısı Apollon ile Şarap Tanrısı olarak görülen
Dionysos birleşiği olarak beliren yeni ve ilk ERKEN ÇAĞDAŞ SANATÇI tipolojisi olarak
öne sürdüğü ve Rönesans resminde de çokça tekrarlanan mitolojik kahraman “İKARUS” dizisi
resimlerinden triptik (120X240 cm.) kağıt üzeri çalışması yer alıyor…
METİN TÜTÜN 10.YIL RETROSPEKTİF FOTOĞRAF VE HEYKEL SERGİSİ
Metin Tütün 10. sanat yılını 3 sergiyle kutluyor
Gölgelerden maviliklere, çamurdan bronza
Fotoğrafçı, heykeltıraş Metin Tütün, 10. sanat yılını Ankara, İstanbul ve İzmir’de üç retrospektif sergiyle kutluyor. Sanatçı hem fotoğraf hem de heykelleriyle bir form olarak kadın bedenine farklı bakış açıları getiriyor.
Metin Tütün, 10. yılında ilk sergisini 16-26 Eylül tarihleri arasında Ankara Soyut Galeri’de açacak. İkinci sergi ise “hikâyenin başladığı”, sanatçının 10 yıl önce ilk sergisini açtığı İstanbul Gama Galeri’de. Bu sergi 17 Ekim-9 Kasım tarihleri arasında açık kalacak. İzmir Galeri A’daki sergi ise 15 Kasım’da açılacak ve 9 Aralık gününe dek sürecek.
Metin Tütün, kişisel sergilerinde aynı temada buluşturduğu fotoğraf ve heykelerle izleyici önüne çıktı. Sergilerinde nü fotoğraflara farklı malzemeler kullandığı heykelleri eşlik ediyor. Sanatın çeşitli imkânlarını, farklı malzemeleri birlikte kullanmayı heyecan verici buluyor. Metin Tütün 10 yıllık serüvenini anlatırken “Ben elektrik mühendisiyim, profesyonel iş hayatım bitttikten sonra fotoğraf ve heykel üzerinde yoğunlaştım. Aslında 40 yılı aşkın süredir fotoğraf çekiyorum, sanatla hep ilgilendim ama izleyici önüne çıkmam zaman aldı”diyor. Bu yolculuk hikâyesinin satır başlarını da şu sözlerle özetliyor:
“Serüvenim 2014 yılında İstanbul Gama Galeri’de ‘Gölgeler Çekildiğinde’ sergisiyle başladı. İlk sergimde daha çok bazen ışıkla gösterip gölgeyle sakladığım, bazen gölgeye saklanana ışık tutttuğum siyah beyaz fotoğraflarım vardı. Bunların bazılarına heykelleri de eşlik etti. Sonra, bazen sadece bir siluet olarak uzaklara götüren, bazen derin maviliklere çağıran fotoğraf ve heykellerle arayışlarım sürdü. Yurt içi ve yurt dışında birçok sergi açtım, çağdaş sanat fuarına katıldım. Sonra bir gün baktım, 10 yıl olmuş. O zaman biraz geriye bakma, macerayı anlamlandırma, özetleme zamanı, diye düşündüm. On yılımın özetini retrospektif sergilerle izleyicilerle paylaşmak, bu yolculukta hep yanımda olan dostlarıma ve sanatseverlere teşekkür etmek istedim.”
10 yıllık serüven
Metin Tütün, Izmir Koleji (BAL) ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği mezunu. Kamu ve özel sektörde mühendislik, yöneticilik yaptı. Sanatçı, 2010’da iş hayatını bıraktıktan sonra sanat çalışmalarına ağırlık verdi.
İlk kişisel fotoğraf/heykel sergisi ‘’Gölgeler Çekildiğinde’’ 2014 yılında İstanbul’da açıldı. Bazı eserleri 2014 ve 2015 yıllarında Contemporary Istanbul’da sergilendi. Cervantes’in 400. ölüm yıldönümü nedeniyle 2016 yılında Ankara ve Bodrum’da açılan ‘Don Kişot’un İzleri’ sergisinde bir rölyefi yer aldı. İki kez ArtAnkara Sanat Fuarı’na katıldı. İstanbul ve İzmir’deki “The Blues” sergilerinden sonra Antalya’da kişisel sergi açtı. Bodrum’da, Şevket Sabancı Müzesi’nde, “Hierapolis’ten Halikarnasos’a sergisinde bir heykeli yer aldı. Fotoğraf ve heykelleri Paris’te Carrousel Du Louvre’da, Fotofever ve Art Shopping Sanat Fuarlarında sergilendi. 2018 ve 2019 da Los Angeles’ta NudeArtLA, 2023 ve 2024 te New York’ta ArtExpo Contemporary, 2023’ te Miami’de Red Dot Contemporary Sanat Fuarlarında yer aldı. Cumhuriyetin 96. Yılı için, Ankara’da, Portakal Çiçeği Uluslararası Plastik Sanatlar Kolonisi tarafından yapılan sergiye davet edildi. Diğer 95 sanatçı ile birlikte, 29 Ekim 2019 da “Cumhuriyet” sergisine bir eseriyle katıldı. Tüm sergilerinde ve çeşitli sanat etkinliklerinde yer alan fotoğraf ve heykellerinin bulunduğu retrospektif kitabı Ekim 2020’de yayınlandı. 6. kişisel sergisini 2021 yılında Alaçatı Köstem Otel’de açtı.
Kaliforniya’da yayınlanan sanat dergisi ART PATRON, “2019 yılında bilinmesi gereken 16 Sanatçı” arasında Metin Tütün’ü de saydı. 2020 yılında BALEV’in (Bornova Anadolu Lisesi Eğitim Vakfı) “Beyaz yorum” ödülünü kazandı.
SERGİ: BİZ, SİZ, ONLAR
“Ümit Yiğit’in yerel ve öznelden hareket eden mizah ve metaforlarla örüntülediği tabloları ilk bakış beğenimizi yakalayan bir cazibeye sahip. Canlı ve hareketli kurgular özgün “humor” duygusuyla ahenkli, bu da estetik hazza hoş bir dokunuşla daha sonrasına taşıyor izleyenleri; yani görünenin ötesine… Yaşamın ta yüreğinden gelen bu uç, dağınık, çılgın, çapaklı ama derin görsel şölen/karnavalda tabloların önünden ayrıldığınızda bile etkileri sizi bırakmıyor”.
Attila Güllü
Ekim 2024
SERGİ: YAŞAMIN DOKUSUNDA: MEKAN ve DETAYLAR
“Yaşamın Dokusunda: Mekan ve Detaylar” sergisi, günlük hayatın küçük ayrıntılarından doğan ana formlara ve mekanlara odaklanıyor. İzleyici, sıradan detayların oluşturduğu bu formlar aracılığıyla, yaşam alanlarına dair sıradışı bir keşif yolculuğuna çıkıyor. Sanatçı, her eserde bu detaylardan beslenen mekanlarla izleyicide farklı estetik ve duygusal etkiler uyandırarak, yaşamın dokusuna yeni bir bakış açısı sunmayı amaçlıyor.
1998 Manisa/Salihli doğumlu Ece Keskiner, Istituto Europeo di Design Barcelona’da iç mimarlık eğitimi aldıktan sonra, çocukluğundan beri ilgilendiği resim sanatına geri dönmüştür. İç mimarlık birikimi, resimlerinde kendine özgü bir tarz geliştirmesine katkıda bulunmuş ve zaman içinde profesyonel sanat kariyerine yön vermiştir. Eserleri, çağdaş minyatür ve illüstrasyon arasında bir çizgide yer almakta ve izleyicide görsel ve düşsel çağrışımlar uyandırmaktadır.
Yaşamın dokusunu oluşturan her bir detay, farklı boyut ve şekillerde olsa da bir bütünün parçası olarak var olur. Resimlerdeki her birim, büyük resmin dengeli bir şekilde oluşmasına katkı sağlarken, mekanlardaki estetik denge de farklı boyutlardaki formlarla ortaya çıkar. Bu sergi, mekanların sadece fiziksel değil, duygusal ve kültürel boyutlarını da irdeleyerek, ziyaretçilere derin bir keşif deneyimi sunuyor.
Hayat, fark edemediğimiz küçük detaylar ve mekanlardan oluşur. İnsanlar, bu dokunun şekillenmesinde aktif bir rol oynar. Sanatçı, beyaz zemin üzerine siyah kalem çalışmalarıyla, gündelik yaşamın detaylarını sanatsal bir üslupla ele alarak mekanların estetik ve duygusal değişimini gözler önüne seriyor.
SERGİ: yeryüzü sessiz değildir
Olivia Valentine: yeryüzü sessiz değildir sergisi, Amerikalı sanatçı Olivia Valentine’ın 2023 ve 2024 yıllarında İzmir Kehmeraltı’ndaki Maquis Projects’te ikamet ederken ve İzmir Karşıyaka’da Fazıl Bey Caddesi’ndeki stüdyosunda çalışırken İzmir’de ürettiği yeni işlerden oluşuyor.
Valentine’in sanatsal pratiği, yapılı çevre ile dokuma ve dantel yapımı gibi tekstil yapım süreçleri arasında ilişki kurma ve bulma etrafında dönmektedir. 2023 ve 2024 yıllarında İzmir’de yaşayan Valentine, kent yıkım ve (yeniden) inşa yoluyla muazzam bir değişim geçirirken Karşıyaka’da çizim yapmaya ve zeminin dijital taramalarını yapmaya odaklandı.
Bu sergide, Karşıyaka’nın ve İzmir’in diğer bölgelerinin kaldırımlarının bir dizi 3D taraması masaüstlerine yansıtılacak. Duvarlarda, çeşitli kaldırım desenlerini ve bunların zemindeki kırılmalarını, dokuma yapılar için notasyonlar da dahil olmak üzere bir dizi desen dili kullanarak araştıran bir dizi suluboya çizim yer alacak. Bu çizimlerde kullanılan malzemeler arasında geleneksel suluboya pigmentleri, demir safralı mürekkep ve Karşıyaka’da bulunan inşaat molozlarından elde edilen elle öğütülmüş pigmentler yer alıyor.
Olivia Valentine: yeryüzü sessiz değildir (the ground is not a quiet place) is an exhibition featuring new works by American artist Olivia Valentine made in İzmir in 2023 and 2024 while in residence at Maquis Projects in Kehmeraltı, İzmir, and working out of a studio on Fazıl Bey Caddesi in Karşıyaka, İzmir.
Valentine’s artistic practice revolves around finding and making relationships between the built environment and textile construction processes such as weaving and lacemaking. Living in İzmir in 2023 and 2024, Valentine has focused on drawing and making digital scans of the ground in Karşıyaka while the city undergoes enormous change through demolition and (re)construction.
In this exhibition, a series of 3D scans of the sidewalks of Karşıyaka and other areas of İzmir will be projected on tabletops. The walls will hold a series of watercolor drawings that investigate various paving patterns and their ruptures in the ground using a number of pattern languages, including notations for woven structures. The materials used in these drawings include traditional watercolor pigments, iron gall ink, and hand-milled pigments created from construction debris found in Karşıyaka.
SERGİ : OVER ALL
Görsel sanatların farkli uygulamalarından ortaya çıkan bu çalışmalar, kişisel bakış açıları ve deneyimlerin bir araya gelmesi; hem bireysel hem de kolektif anlamda derinlemesine bir perspektif sunuyor. Her bir sanatçı kendi temasını ele alırken grup bütünlüğü içerisinde bireysel kimliklerini ortaya koyan, kendi özgün seslerini ve bakış açılarını yansıtan çalışmalar sergiliyor.
SERGİ: BAŞKA
BAŞKA
Cem Demirel
### Kendiliğin Manifestosu: Tam Olma Yolunda İçsel Özgürlük
*Giriş*
Bugün, tam olma çabası içinde kendimizden neyi feda ettiğimizi sorguluyoruz. Modern dünyanın dayattığı bütünlük idealine ulaşmak için benliğimizin hangi parçalarını geride bıraktığımızı yeniden değerlendiriyoruz. Kendimizden uzaklaşıp, toplumsal beklentilerin ağırlığı altında ezilmek yerine, içsel özgürlüğümüze ve gerçek benliğimize sadık kalmayı hedefliyoruz.
*1. Kimlik ve Bütünlük*
Tam olmak, dışsal beklentilerin ötesinde, içsel bir bütünlük halidir. Toplumun dayattığı kalıplar, başarı ölçütleri ve mükemmeliyet arayışı içinde kendi kimliğimizden uzaklaşıyoruz. Gerçek benliğimizin sesini susturup, başkalarının onayına bağımlı hale geliyoruz. Bu yolda, kendi değerlerimizden, arzularımızdan ve özgünlüğümüzden vazgeçiyoruz.
*2. İçsel Özgürlüğün Önemi*
İçsel özgürlük, tam olma yolunda vazgeçilmez bir değerimizdir. Gerçek benliğimizi tanımak ve ona sadık kalmak, dışsal dünyada aradığımız tatmini ve huzuru içimizde bulmamızı sağlar. Özgürlüğümüzü kısıtlayan her türlü dayatmaya karşı durmalı ve kendi yolumuzu çizmeye cesaret etmeliyiz.
*3. Güvenli Alan Arayışı*
Kendimizi kaybolmuş hissettiğimizde, en güvenli alanımıza geri döneriz. Bu, çocukluğumuzun saf ve korunmuş dünyası, içsel huzurumuzun kaynağıdır. Bu alanda benliğimizi yeniden inşa eder, kendimizi yeniden doğururuz. Kendi güvenli alanımız, içsel bütünlüğümüzü koruyabileceğimiz yerdir.
*4. Parçalanma ve Yeniden Doğuş*
Tam olmaya çalışırken benliğimizi parçaladığımızı fark ederiz. Her kaybediş, aslında yeniden doğuşun bir parçasıdır. Benliğimizin her parçasını yeniden tanıyıp, onları bir araya getirerek yeni bir bütünlük oluştururuz. Bu süreç, acı verici olabilir, ancak kendi hakikatimize ulaşmanın tek yoludur.
*Sonuç*
Kendiliğin manifestosu, tam olma yolunda içsel özgürlüğümüzü ve gerçek benliğimizi koruma kararlılığımızdır. Dışsal beklentilere boyun eğmek yerine, kendi değerlerimize ve arzularımıza sadık kalmalıyız. Güvenli alanımızda, içsel bütünlüğümüzü yeniden inşa ederek, kendi yolumuzda kararlılıkla ilerlemeliyiz. Bu manifesto, benliğimizin parçalarını bir araya getirip, yeniden doğduğumuz bir çağrıdır. Kendi gerçeğimizi yaşamaya cesaret edelim, çünkü gerçek özgürlük, kendi içimizde saklıdır.
Nezahat Bedir
CEM DEMİREL
1990 İzmir Doğumlu olan Fotoğraf Sanatçısı Cem Demirel; İlk kişisel fotoğraf sergisini 2011 yılında 21 yaşında açtı. Son 10 yıl içinde ise İzmir ve İstanbul’da sekiz kişisel sergisi oldu. Bunların yanı sıra yedi karma sergide çeşitli çalışmaları yer aldı. Üçüncü İstanbul Tasarım Bienal’i bunlardan biriydi. Okuru olduğu Psikeart Dergisi’nin birçok sayısında ise fotoğraf çalışmaları değerli yazarlarla birlikte yer aldı. 2023 Yılında Nezahat Bedir ile birlikte ilk uzun metraj filminin yazıp yönetti. Film 24. Frankfurt Film Festivalinde “en iyi film” adayı oldu.
Cem Demirel İnsan figürleri kullanarak yarattığı kurgu çalışmalarında bu alanları inceleyerek üretmeye devam edecek.
Kişisel Sergiler;
• Hurda – Dokuz Eylül Üni. İzmir 2011
• Pheme – Bostanlı Sanat Galerisi İzmir 2011
• Rem – K2 Güncel Sanatlar Merkezi İzmir 2014
• Kişi’nin – Tarihi Hava Gazı Fabrikası İzmir 2016
• Alarm – Adahan İstanbul 2018
• Alarm – Pakistan Pavyonu İzmir 2018
• Rem – Aya Galeri İstanbul 2019
• İn – K2 Güncel Sanat Merkezi İzmir 2019
Karma Sergiler;
• Uluslararası Görsel Sanatlar Buluşması – İzmir 2015
• Uluslararası İstanbul 3. Tasarım Bienali – İstanbul 2016
• Buluntu – İzmir 2019
• Buraya Nasıl Geldik? – İstanbul 2021
• Homo Sacer – İzmir 2021
• Değişimin Bir Parçası Olmak – İstanbul 2022
• Pride – Ayvalık 2022
Sinema;
• Yanlış Oda – Uzun Metraj
