Sergi: Melike

MELİKE ÖZKARAKAHYA

Kısa Özgeçmiş

Melike, İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde başladığı resim eğitimini, Marmara Üniversitesi GSF Resim Bölümü‘nde tamamladı. Studio Oyuncuları’nda Performatif Oyunculuk ve Sahneleme Yöntemi üzerine çalıştı. Yurt içi ve yurt dışında plastik sanatlardan performatif sanatlara uzanan çeşitli atölyelerde yer aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. “Disiplinlerarası Sanat Bağlamında Robert Rauschenberg, William Forsythe, Jérôme Bel’in Eserlerinde Koreografik Nesne” adlı bir tez yazdı. Resim yapma pratiğine dayalı, video-ses ve fotoğraf alanlarını da içeren çalışmalar yapıyor.

Sanat Pratiği Hakkında

Yazı: Fırat Yusuf Yılmaz

Melike’nin kişisel sergisi, sanatçının uzun süredir devam ettiği ‘resim yapma’ pratiğini ve ona eşlik eden fakat kendi içerisinde bir o kadar da farklılaşan diğer üretimlerini bütünlüyor. Kaotik denebilecek bir eforun, uzamın -zemin dahil- her aksını kullanan bedensel jestlerin ve seri şekilde oluşan notasyonların bir arada bulunduğu ‘resimleri’; resim yapmanın gramerini, ana iskeletini ve temel aksiyonlarını ifşa eder. Bez üzerine kömür, pastel, akrilik, yağlı boya, kalem ve sprey boya ile yaptığı hamleler, resim geleneğinin figüratif ve bilgi üreten anlatım dili ile uzlaşmaz. Bunun yerine deneyselliği, anlık olanı, dürtüleri ve resimsel kışkırtmaları takip eder. Ham tuval bezinde serbestçe fakat agresif bir tavırla yüzen sert çizgileri ve oluşturduğu puslu yüzey üzerinden temellenen darbeleri, bedenin boşlukla kurduğu ilişkiyi görünür kılar. Böylece, koreografik bir mesafelenme aracılığı ile, işlere bakan kişinin yaşadığı, pasif bir izleyici olma illüzyonu kırılır ve onları üretimdeki anlamı kendisinin çözmesi gereken karanlık bir bilmece ile baş başa bırakır.

Melike, işlerini oluştururken performatif ve tiyatral metodları yüzey üzerinde sistematik olarak kullanır fakat aynı zamanda kimliğini kaybettiği kaybolmaların da peşindedir. Kendi gölgesini kullandığı fotoğrafları tam da bu çözülmenin eşiğinde duran, kökten tamamlanmamış görünenlerin girift bir toplanması gibidir. Sanatçının resim yaparken ki hareket anına yakın bir partisyonu AG destekli motion video sayesinde, üretime aktarılan zamansallığı bütün sekanslarıyla birlikte açığa çıkarmakla birlikte başlı başına bir gölge tiyatrosu sunar. Geçtiğimiz yıl aksiyon, müzik ve formların seslere dönüşümü üzerine düşünürken oluşturduğu son serisi, resmi genişletilmiş bir pratik olarak ele alır. Üretmiş olduğu işlerden yola çıkarak beste yapan Periklis Tsoukalas ile birlikte çalışarak, sesin soyut niteliğini araştırırlar. Sanatçının disiplinlerarası yaklaşımı, farklı enerji düzeylerini aynı resimlerinde olduğu gibi bir araya getirir ve çoklu anlatılara yol açacak şekilde onları sentezler. Çalışmalarına bütünsel olarak bakıldığında, hepsi ”resim yapmanın imkansızlığının ve aynı derecede belirgin olan resim yapmamanın imkansızlığının bir göstergesi” [1] olarak konumlanırlar.

[1] Provisional Painting, Raphael Rubinstein, Art News, 2009, https://www.artnews.com/art-in-america/features/provisional-painting-raphael-rubinstein-62792/

Sergi: Postpartum

Kaptan’ın son çalışmaları „anne“ kavramına odaklanıyor. Tasarlanmış, ancak henüz gerçekleştirilmemiş  SÜT başlıklı yerleştirme ve İzmir’de A Galeri‘de sunulan Paspartum başlıklı özgün baskı dizisi bu kavramı sanatçının özel yaşamı üstünden incelemeye ve irdelemeye açıyor.

Postpartum başlıklı siyah-beyaz baskı tekniğiyle üretilmiş çalışma, sanatçının kendi deyimiyle “annelik buhranı” üstüne soyut bir süreci sunuyor. İlk bakışta minimal geometrik şekiller olarak görünen imgeler, aslında çikolata, kurabiye, oda parfümü ve antidepresan ilaçların ambalajları ve karton kutuları… Burada yine özel yaşamın küçük ama olamazsa olmaz ayrıntılarında işlev taşıyan ve Neo-kapitalizmin ürünü olan nesneler ile bir hesaplaşma süreci inceleniyor.

Cemile Kaptan İlişkisel Estetik üretimin sunduğu olanakları bu performatif işlerinde ince ayrıntıları epistemolojik ve ontolojik bir düşünsel temel üstüne yerleştirerek kullanıyor. Postmodernizm ve sonrasında gelişen sanat üretim türleri kadın sanatçıların müttefiki oldu; her ne kadar statükoyu değiştirmek kolay olmadıysa da. Cemile Kaptan’ın bu kendi bedeni ve ruhununun biyolojik ve psikolojik özelliklerini çekinmeden açıklayarak kurguladığı yapıtlar toplumun muhafazakarlığının, gerçekleri gizleme eğilimlerinin katı kurallarını dürtüyor.   Her sınıftan kadınların yaşadığı ama her zaman gizli kalması beklenen bu deneyimleri açıklayarak, kullanma tarihi geçmiş meta-anlatılara meydan okuyor. Bu yapıtlar izleyiciye olumsuz bakışını dönüştürmek için görsel şiirsel görüntüler sunuyor. Ülkemizde kadınların sorunları hiçbir zaman tam anlamıyla çözülmedi. Ancak geleneksel kadın nitelikleri olarak adlandırılan paylaşım, iletişim, esneklik ve iş birliği yapma arzusu giderek daha önemli hale geliyor ve bunların ülkelerimizde meydana gelen temel değişimlere büyük katkıları oluyor. Cemile Kaptan bu işleriyle bu olumlu sürece katkı sunuyor.

                                                                                                                                                        Beral Madra, Ekim 2023

POSTPARTUM

Daha insan olmaya dair sorunları, sorguları ve eksiklikleri hazmedememiş bir toplumda,              

–büyük harflerle– ANNELİK buhranından bahsetmeye yelteniyorum.

Öyle ki, anne olmanın yükünü sorgulamak, konuşmak değil, hissetmek  bile ayıp.

Özellikle bizimki gibi bir geçiş neslinde, kendi gördüğü ebeveynlikle yeni binyılda göstermesi

beklenen ebeveynlik arasında sıkışan, her şeye yetişmeye çalışıp BİREY kalmaya inat eden

kadın-insan için annelik, dünyaya getirdiği yeni insanla birlikte  bir kimlik bunalımı, bir öz-kaybı

doğurabiliyor.

Bunu, hiç değilse konuşmaya yelteniyorum.

Çünkü evet, “ … ışığın olduğu yerde gölge de vardır.”

Derdimi estetik bir dile dökmek adına, eve, belki kadına dair, domestik nesnelerle, hatta

bizzat depresyonu temsil eden antidepresan ilaçların ambalajlarıyla bir oyuna girerek, dört

duvar arasındaki bir karanlığı, monokrom monoprintlerle minimal bir alfabeye çeviriyorum.

Kalıplar, önce soyut bir dile dönüşüyor; sonra bir yerde belki Kâbe’yi ya da bir toplu konutu

çağrıştırarak bir araya geliyor; domestik bir bunalımı totemleştiriyor.

Patolojik bir nesneden çıkarak, toplum yaşamını, üst üste alt alta sıkışmış bir yığın kadını anıyor.

Bu anlamda, serginin bir depresyon anıtı inşa etmesine yelteniyorum.

                                                                                                                                                    Cemile Kaptan, Ekim 2023

CEMİLE KAPTAN

Lisans ve lisans üstü eğitimlerini Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde tamamlayan Cemile Kaptan, daha sonra İtalya Floransa’da resim restorasyonu eğitimi almıştır.

Öğrenciliğinden itibaren; seramik, resim, gravür, desen, fotoğraf, yerleştirme ve videolarında melankoli, aidiyet, kayıp, yas, özlem konularına mahrem bir gerçeklikle eğilirken, an’a odaklanan minimal bir görsel dil seçmiştir.

Eserleri 1999’dan bu yana yurtiçi ve yurtdışında pek çok karma sergide sergilenen Cemile Kaptan’ın, Kum ve Diğer Renkler ve Dehliz adlı iki kişisel sergisi bulunmaktadır.

Sanatçı üretimini İstanbul’da sürdürmekte ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

SERGİ : ELSA ve MARCEL’LER – “Le Système M”

Le Système M, Elsa ve Marcel’ler sergisi, bir iz sürme ve yeniden üretme çalışmasıdır. Bu çalışmada, Berlin, Arkonaplatz bit pazarından alınan siyah bir kutudan çıkan metinler, eskizler ve belgeler merkeze alınarak sanatçı Elizabeth Albertine von Dasein (gerçek adı Elizabeth Freytag) ‘ın 1966 – 1982 yıllarındaki üretimleri yeniden kurgulanmıştır. Araştırmacı, küratör, sanatçı rollerinin sıklıkla yer değiştirdiği serginin üretim sürecinde, siyah kutudan çıkan çoğu belgede referans verilen “M Sistemi” anlaşılmaya çalışılmıştır. Dadacı kelime oyunları, alaycılık ve anlamsızlıkla, sanatsal üretim ve yeniden üretim üzerine yazılmış bir kolaj şiir olan Le Systeme M, Elsa’nın çalışmalarının merkezine Marcel’leri yerleştirir. Kutudan çıkan diğer belgelerde de, Marcel Proust, Marcel Duchamp ve Marcel Broodthaers’a doğrudan ve dolaylı pek çok referansa rastlanır. Bu nedenle sergide yer alan eserler, Elizabeth A. von Dasein (E. Freytag)’ın Marcel’lere yaptığı yolculuğunun izini sürer.
Elsa’nın ya da gerçek adıyla Elizabeth Freytag’ın, yaşam öyküsü tam olarak bilinmemektedir. Broodthaers’la karşılıklı telgrafları olsa da notlarda ya da mektuplarda tanışıklıklarına dair bir ibare yer almaz. Dünya Savaşları nedeniyle ailesinin pek çok kere göç ettiği bu nedenle de kendisinin Almanya, Hollanda, Belçika ve İngiltere’de yaşadığı anlaşılmaktadır. Mektuplarından birinde de bahsettiği üzere 1986’dan sonra Meksika Cancun bölgesine yerleşmiş olabileceği tahmin edilmektedir.

Özgül Kılınçarslan’ın, 2017 -2023 yılları arasında yaptığı araştırmaların ve üretimlerin yer aldığı bu sergide, Elizabeth Freytag’ın bir dönemine ait çalışmaları yeniden üretilmiştir. Elsa’nın, Marcel’lerin sanat görüşlerini ve çalışmalarını merkeze aldığı eskizleri ve notları sergiye kaynaklık etmiştir. Siyah kutudan çıkan notlarda, Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisinden sanat, hayat ve insan psikolojisiyle ile ilgili birçok alıntıya rastlanmıştır. Duchamp’ın Bekârları Tarafından Çırılçıplak Soyulmuş Gelin için yazdığı notlara, ortaya attığı çözümsüz satranç problemine ilişkin alıntıların yanı sıra, sanat ve hayat ilişkisi, hazır yapıt, metin -imge gibi konulardaki yaklaşımlarına dair Elsa’nın kısa yorumlarından yararlanılmıştır.Tıpkı Broodthaers’in Un coup de dés jamais n’abolira le hasard (Bir zar atışı asla şansı ortadan kaldırmaz) adlı eserinde olduğu gibi, Elsa’nın sanatsal tavrında edebiyat ve sanat tarihine gönderme yapan reprodüksiyonların belirleyici rolü bu sergide yer alan eserlerde de korunuyor.

Özgül KILINÇARSLAN
2002 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nden mezun oldu. 2007 yılında DEU Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Bölümünde Yüksek Lisans, 2013 yılında Sanatta Yeterlik eğitimini tamamladı. 2013 yılı güz döneminde DAAD (Deutscher Akademischer Austauschdienst) Alman Akademik Değişim araştırma bursuyla UdK (Universität der Künste Berlin) Art in Context Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olarak çalıştı. 2005 – 2013 yılları arasında DEU Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde araştırma görevlisi ve 2014 – 2018 yılları arasında MKÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde dr. öğr. üyesi olarak ve çeşitli idari pozisyonlarda çalıştı. Halen, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde bölüm başkanı olarak
çalışmaktadır.
Sanatçı ve küratör olarak İzmir, İstanbul ve Finlandiya’da çeşitli sergilerde yer almıştır. Edebiyat ve görsel sanatlar ilişkisi üzerine yaptığı çalışmalarının yanı sıra Art Unlimited, Milliyet Sanat, Warhola ve İstanbul Art News vb. sanat dergilerinde yazıları yayımlanmaktadır. KARANTİNA ve Dahili Bellek sanat inisiyatiflerinin kurucusudur. Türkiye’de kültür sanat ve ona komşu alanlarda çalışan bağımsız organizasyonların görünürlüğünü artırmayı amaçlayan BAĞIMSIZLAR (Bagimsizlar.org) proje ekibinde yer almaktadır.

Sergi: Kirke Paradoksu

Kirke Paradoksu

“nosce te ipsum”

Cadılığın kadının kötücüllüğü ile ilişkilendirilmesi, tarihsel ve kültürel inançlardan kaynaklanan bir yanılsamadır. Bu stereotip, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir ürünüdür. Kadınların güçlü ve bağımsız figürler olarak görülmesi, patriyarkal düzeni sarsar ve cinsiyet eşitliği idealine katkıda bulunur.

Şifa yetenekleri, içsel keşif becerileri ve bilgelikleri ile öne çıkan güçlü ve bağımsız kadın figürler özellikle Orta Çağ döneminde cadılıkla suçlanmış; onlara kötücül eylemler ve şeytani güçler atfedilmiştir.

Büyücülüğün ve büyülü bitkilerin tanrıçası olarak adlandırılan Kirke’nin Yunan mitolojisindeki kişiliği ve nitelikleri cadılıkla ilgili tüm temel fikirleri kapsar.

Bitkiler ve bunların büyü ve şifa için nasıl kullanılacağı konusunda bir uzman olan Kirke Yunan mitolojisine göre, büyü ritüellerinde kullanılacak iksirler için birçok tarif yaratmıştır.

Kirke, tanrılara baş kaldıran, karışısına çıkılmaması gereken yetenekli ama intikamcı bir büyücüdür. Antik Yunan mitleri onun güçleri ve kurnazlıklarıyla ilgili hikayelerle doludur. Ama karakterinin temelinde aşkı uğruna yasak olduğunu bildiği halde büyüye başvuran, tanrıların gazabını üzerine çekip bir adaya sürülen, orada doğayla bütünleşerek yeteneklerini geliştirip bazen kahramanlara yardım etmekte bazen de cezalandırmakta kullanan Kirke, kadının başkaldırısını sembolize eden cadılık arketipinin güçlü bir örneğidir.

Sınırları zorlama, var olan algıları değiştirme ve toplumu dönüştürme potansiyeline sahip olan sanat da Kirke gibi güçlü bir kadın kahramandan aldığı esin ile düşünceleri ifade etmek ve tartışmaya açmak için en uygun platformu sağlar.

Bu görsel anlatım bağlamında Kirke, uzun bir gelenekten gelen kadına yönelik toplumsal sınırlamalar, ayrımcılıklar, irade kısıtlaması gibi konularda bir başkaldırı sembolü olarak seçilmiş ve yorumlanmıştır.

Şule Yiğit & Tülin Yiğit Akgül

“Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.”

Tarihin ilk cadısı… Mitolojideki büyücü tanrıça Kirke cadılığın; erkeklerin  kadınların güçleri konusundaki korkularını simgeler.

Sesi ölümlülere benzediği için alay ettiler, diğer tanrıçalar gibi eşsiz güzelliği yoktu, keşfedebildiği bir gücü de yoktu.

Kirke, gücünün farkına vararak, onu güçlendirmek için çalışan ve görmezden gelinip aşağılandığı zorluklar karşısında kendini sıfırdan yaratmak için mücadele eden, kaderine terk edilmiş yalnız bir kadının kendinden tanrıça yaratmasının hikayesidir.

Kadın doğasının dirençsiz olduğu ve bu nedenle de “şeytan”a çabuk aldanabileceği inancı Havva’dan beri söylenir durur. Ondandır hep cadılığın kadınlara yakışıtırılması. Eğer kadınsan tanrıça bile olsan,  acizsin, kolay kandırılırsın, otorite sahibi olamazsın ancak büyü ile iradelere müdahele edebilirsin!

Oysa ki o güç; zaten dişil olan her canlının içinde bir yerlerde gömülüdür, uyandırılmayı bekler.

İçlerindeki cadıyı kucaklayıp, onunla temas halinde olmak için özünde bir kazan karıştırmasına gerek yoktur kadınların. Zira her kadın aslında bir sihirdir…

“Kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir, yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi!”

Fatma İlgün

Canım Kirke!

Kadınların varoluşunun erkekler tarafından anlatıldığı bu dünyanın tuzağından fısıldıyor bizlere hikâyesini. Homeros’un anlatımı ile arada kalmış sönük, Odysseus’un gücüne karşı koyamayan boyun eğen Kirke…

Oysa bir kadın ozan anlatsaydı bizlere İlyada’yı ya da Odysseria’yı…

Kadınları kadınlardan dinleme zamanı geldi artık!

Kirke şımarık ve kötü kalpli bir cadı tanrıça değil, açgözlülüğü cezalandıran bütün tanrısal güçlerini bir kenara itip “ol” deyince olduran kolaylığına kaçmayan bir kadın. İçinde yaşadığı doğa ile bütünleşen, efsunlarını toprakta yetişen bitkilerden elde eden, en yakınlarını insanoğlunun vahşi adını verdiği canlılardan seçen, sevgisini ve şefkatini dağıtan ama asla da zayıf olmayan bir kadın. Hem tanrıça hem cadı, yüce Zeus’u bile yenebilecek kudretteyken kendi olma sadeliğini seçen bir kadın.

Büyü emek ister, irade ister, farkındalık ister, içgörü ister. Sonuç alana kadar defalarca denemektir büyü; pes etmemek, düşüp yeniden kalkmaktır. Söz de büyüdür biraz işledi mi içinize?

Kirke, bir varlığın yaşayabileceği en cesur yol hikâyesinin kahramanıdır. Kendi içine doğru uzun bir yola çıkar… İçindeki karanlığı da bilir, aydınlığı da. Dünya’yı kapkara yapıp korkudan titretmeyi de bilir bilmesine de Antik Çağlar’dan kalma tapınaklarda Kirke adına yapılanı göremezsiniz. Büyük orduları yönetip kan dökülen savaş hikâyelerinin arkasındaki güç değildir; bu yüzden uğruna tapınaklar yapılmaz, adaklar adanmaz, evlatlar kurban verilmez. İnsanlara kurulan tuzaklarla ilgilenmeyecek kadar yücedir o, onlarla oynamaz. Kirke’nin tek derdi kendisidir, benmerkezci olduğundan değil kendini bilme isteğinden. Kendini dener, gücünün kaynağını, sınırlarını neye dönüşeceğini, özünü merak eder.

Kendini bilmek ister Kirke! Biz kadınlar, her birimiz kendi içimize doğru bir yolculuğa çıkma cesareti gösterebilirsek eğer fark edeceğiz gücümüzü.

Bu sergi tam da bu yüzden kız kardeşlerimize kendini bilme yolculuğunda ilham olabilmesi adına bir araya getirildi. Erkek kardeşlerimiz takdir edebilir, gezebilir ama özünü göremez. Çünkü bu topraklarda hayat bulan Kybele ve Artemis’tir Kirke, Gılgamış Destanında ki Siduri ve İştar… Biziz Kirke! Yakamadığınız cadıların torunlarıyız! Ve eğer kendi gücümüzü fark eder hale gelip, kendimizin en iyi haline dönüşebilirsek, başka bir dünya da yaratabileceğiz hep birlikte!

İlkyaz Mumcu – Küratör

BİYOGRAFİLER

ŞULE YİĞİT

Şule Yiğit, ressam ,heykeltraş…1979 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi iktisat fakültesi iktisat bölümünü bitirdi. Üniversite yılları boyunca öğrenci kültür merkezinde resim kulübünün aktif üyesi oldu. Kendi ekolüne yakın arkadaşlarıyla üniversite ve kültür merkezlerinde sergilere katıldı. Mezuniyeti sonrası kendi atölyesini kurdu. Yurt içi ve yurt dışında sanat galerilerinde, grup ve kişisel sergilerde yer aldı. Gösteri afişleri, tiyatro aksesuarları ve çocuk kitapları için ilüstürasyonlar yaptı. 2006 yılından itibaren kil-kağıt-metal-polyester malzemeleri ağırlıklı olmak üzere heykel çalışmaya başladı. 2019 yılında kurulan alternatif sanat alanı Artmosphere’in kurucularındandır. Farklı disiplinlerden sanatçılarla bir çok proje üreten sanatçı, çalışmalarına İstanbul Galata’da ve İzmir’in Şirince köyünde bulunan atölyelerinde devam etmektedir.

Kişisel Sergiler

2002 – TZT Galeri, İstanbul, Türkiye 2009 – Galerie 14, Toucy, Fransa 2012 – Galerie 14, Toucy, Fransa 2018 – Galerie 14, Toucy, Fransa

Grup Sergileri

2019 – Güzelyurt Müze “Kent İnsan Sanat”, Güzelyurt, Kıbrıs

2018 – La Capitale Galerie ‘Kesişen Bakışlar’, Paris, Fransa

2017 – İstanbul Sanat Fuarı TÜYAP Artist 2017, Türkiye

2017 – ‘Kadın Halleri’ Grup Sergisi, Eskişehir, Türkiye

2016 – HIAA Sergisi, ‘Dönüşüm’ Caisa Kültür Merkezi, Helsinki, Finlandiya

2015 – HIAA Sergisi, ‘Yankı – Kaikuja’ Caisa Kültür Merkezi, Helsinki, Finlandiya

2013 – HIAA Sergisi, ‘Yansımalar – Heijastuksia ‘, Stoan Galeri, Helsinki, Finlandiya

2010 – 2015 – Atölyede üretilen kendi ve sanatçı dostlarına ait eserlerin düzenli olarak atölye ortamında sergilemelerini yaptı.

2009 – HIAA Sergisi,’İyi Dilek’, Vuotalo Galeri, Helsinki, Finlandiya

 2008 – HIAA Sergisi, ‘Ev’, Punavuoridesign Studio Galeri, Helsinki, Finlandiya 2003 – Galeri X, ‘Kadın Sanatçılar’ İstanbul, Türkiye

2000 – Boğaziçi Üniversitesi Kırmızı Salon, ‘Kadın Sanatçılar 8 Mart Buluşması’ İstanbul, Türkiye

2000 – Taksim Sanat Galerisi, ‘Istanbul 1. Sürrealizm Sergisi’, İstanbul, Türkiye

(sergiye eserleriyle katıldı ve serginin organizasyonunda yer aldı.

1999 – Marmara Üniversitesi, Gençlik Festivali, İstanbul, Türkiye

1998 – 2001 – İstanbul Üniversitesi, ‘Ö.K.M. Sanat Kulübü’ Sergileri, İstanbul, Türkiye

TÜLİN YİĞİT AKGÜL

69 doğumlu Tülin Yiğit Akgül, moda tasarımı eğitimiyle başladığı kreatif hayatına kurucusu olduğu Atelye Seramika’da devam etmiş, desen ve form üzerine yoğunlaşarak uzun yıllar seramikle uğraşmıştır. 2002 yılında camla tanışan sanatçı, seramik çalışmalarında edindiği kalıplama tekniklerini öncelikle fırın döküm heykellerinde; ardından da kalıba üfleme formlarında kullanmış ve geliştirmiştir. YYÜ Görsel Sanatlar Bölümü’nü bitirdikten sonra ve AÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü Cam Bölümü’nde Yüksek Lisans Programını tamamlamış olan Akgül, ulusal ve uluslararası birçok karma ve solo sergide yer almış, 2010’da Anadolu Üniversitesi’nin 1.’sini düzenlediği CAMGERAN Uluslararası Cam Eser Yarışması’nda Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür.

Heykellerinde malzeme olarak yoğunlukla camı seçen sanatçı, başta sıcak cam üfleme ve kalıpla şekillendirme olmak üzere birbirinden farklı tekniklerde eğitimler alarak malzemeyi farklı yönleriyle ele almaya çalışmıştır. 2008-2013 yılları arasında atölyesinde özellikle soğuk cam heykel ve fırın döküm çalışmalarını sürdürmüştür. 2014 tarihinde Glasst’ı açmış ve atölyesine sıcak cam potalarını da ekleyerek stüdyo camcılığına adım atmıştır. Akgül, son dönem çalışmalarında teknik birikimini mesel edindiği konular üzerine çağcıl yorumlamalarla ortaya koyma çabasını sürdürmektedir.”

ORÇUN MASATÇI

Ankara’da doğdu İzmirli oldu :)) 2006 yılında Balçova Belediye Tiyatrosu genel sanat yönetmenliği ile başlayan Belediye çalışma hayatı, Seferihisar Belediyesi, Karaburun Belediyesi, Dikili Belediyesine ve Çeşme Belediyesi iile yaptığı festivallerle sürdü. Sema Pekdaş döneminde Konak Belediyesi Kültür Sanat Koordinatörlüğünü 5 yıl üstlendi, devam eden Tunç Soyer döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesinde Tiyatro ağırlıklı Kültür-Sanat Koordinatörü olarak çalıştı. Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin 2006 yılındaki kurucularından olup 8 sene başkanlığını yürütmüştür. 2012 yılında kurulan Tiyatro Platformu’nun ilk dönem sözcüsü olmuştur. 2015 yılında Uluslararası alanda faaliyet yürüten İnterkültürel Tiyatro Platformu Türkiye temsilciliğini üstlenmiştir hala görevini devam ettirmektedir. Bu sene 16. Sı yapılacak Türkiye Tiyatro buluşmasının ilk gününden beri koordinatörüdür. “Öykülerden kovulanlar” ve “Kim lan bu radyodaki” isimlerinde basılmış 2 kitabı vardır. “Etiyopya Kahvecisi” isimli oyunuyla OYÇED tarafından düzenlenen Oyun yazma yarışmasında 2.lik derecesi almıştır. Basılmayan bekleyen 6 oyunu daha vardır 🙂 İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Performizm etkinliklerinde 2 kişisel fotoğraf sergisi açmıştır. Oyuncular Sendikası üyesidir. Beşiktaş JK Kongre üyesidir.

FATMA İLGÜN

Fatma İlgün, 23 Kasım 1992’de İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünü bitirdi. Bizan Sanatı Anabilim dalında yüksek lisans eğitimi devam etmektedir. Öğrencilik hayatında arkeolojik kazılarda görev almış, binlerce yıl sonra ortaya çıkan tarihi buluntulara ilk dokunan olmaktan duyduğu heyecanı hala içinde taşımaktadır. Çocukluğundan beri sanatın müzik ve dans dalları ile ilgilense de gerçek tutku arayışı hala sürmektedir.

Bu sergi vesilesiyle görsel sanatları yorumlayan, tarihleyen kişi olmaktan çıkıp sanatı icra etmek konusunda ilk adımı atmanın coşkusunu yaşamaktadır. Kendini ifade etme dili arayan ve “sanatçı” olarak anılma umudu taşıyan hevesli bir kadındır.

İLKYAZ MUMCU, 21 Mart 1986, İzmir

İlkyaz;  İzmir’de doğmuş olmaktan pek mutludur. Aslında şehirle arasında kurduğu tutkulu bağ nedeniyle yaşam çizgisini defalarca değiştirmiştir. İzmir Türk Koleji’nden sonra Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olmuştur. Yurt dışında da reklam ve halkla ilişkiler eğitimi almıştır. Sanata olan tutkusu çocukluğundan gelir ancak icraa etmek konusunda oldukça maymun iştahlıdır. Müzik, resim, edebiyat alanlarında onlarca eğitime katılıp yarım bırakmıştır. Opera tutkunudur, opera aşkı nedeniyle başladığı İtalyanca eğitimini de yarım bırakmıştır.

Ancak bu çok yönlü sanat ilgisi çeşitli kuruluşlarda çalıştıktan sonra onu kendi şirketini kurmaya itmiştir. Özgürce üretmek ister, On Point isimli şirketiyle üretmeye başlar. Pandeminin göbeğinde “Beethoven In Bergama” projesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni ve Almanya Dış İşleri Bakanlığı’nı arkasına almayı başarır. Sözlerini kendi yazdığı “Where Do We Go From Here” şarkısı Birleşmiş Milletlere, Unesco’ya, Dünya Sağlık Örgütüne ulaşır. Böyle iddialı bir açılıştan sonra zorlansa da seviyeyi düşürmek istemez. Sevdiği sanatçılarla sergiler düzenler, tiyatrolara destek verir, proje bazlı konserleri dinleyicilerle buluşturur hatta tarihi bir İzmir kitabının proje yönetimini üstlenir.

Ara ara Çeşme’ye kaçar ulaşılmaz olur, orada bir başka üretir.

İzmir’in tarihine iz bırakacak işler yapma hayali vardır bir de maymun iştahına kurban gitmeyen yazar olma arzusu.

Kağıt, kalem olmadan fikirlerine hayat veremez ama teknolojiyi de pek sever. Sosyal medya uzmanlık alanıdır ancak kendi sosyal medyasıyla uğraşamaz bazen oldukça tembeldir. Düşünce üretmeyi sever, uygulamayı paydaşlara dağıtır herkes kazansın ister.

Fotoğraf çeker, bol bol sergi gezer, opera derseniz akan suları durdurur.

İzmir’de yaşıyor, İzmir’e meftun, İzmir’e tutsak…

SERGİ: Hayatın Mutfağında Sürdürülebilir Sanat Var!

Sürdürülebilirlik kavramının önemine sanatın yaratıcılığı ile dikkat çekiyoruz. Bu amaçla geri dönüşüme gönderilecek cam fırın kapaklarımızı birer tuval olarak kullansak, ortaya nasıl bir proje çıkar diye düşündük ve 10 sanatçımızla birlikte yola çıktık.

Teka için mutfak sadece şık bir resimden ibaret değil. Evin en canlı, en yaşam dolu alanı. Sonunda yıllarca farklı mutfaklarda bir çok ailenin yaşamlarına ortak olan, ankastre fırınlarımızın cam kapakları sanatçıların yeni tuvalleri oldu, ressamların fırça darbeleriyle yeniden yaşam bularak birer sanat eserine dönüştü. 

Koordinatör

Yılmaz Bulut

Küratör

Hakan Kürklü

Sanatçılar

Ataman Oğuz

Cins

Elifko

Elif Tutka

Esra Şatıroğlu

Mahir Güven

Sevtap Yılmaz

Sinem Kaya

Ülkü Yılmaz

Yağmur Yılan

The kitchen of life is colored with sustainable art with TEKA’s unique project. TEKA’s glass oven doors become new canvases, and sustainability gains appreciation with the work of artists. we will be delighted to see you amongst us at the opening of this once in a lifetime exhibition, where we buttress sustainability with the works of the 10 incredible artists.

Coordinator

Yılmaz Bulut

Curator

Hakan Kürklü

Artists

Ataman Oğuz

Cins

Elifko

Elif Tutka

Esra Şatıroğlu

Mahir Güven

Sevtap Yılmaz

Sinem Kaya

Ülkü Yılmaz

Yağmur Yılan

Sergi: Hayali Kentler

“Hayali Kentler”

Bu sergimde çizgilerimin götürdüğü yerlere doğru sürüklendim. Sürüklendim diyorum zira bu yolculuk bilinçli, planlanmış bir yolculuk olmaktan ziyade, gelişigüzel, rastlantısal ve duygusal bir yolculuktu… Kâğıdın beyaz ve temiz yüzeyinde siyah mürekkebin izleri ile başlayan serüvenin beni nerelere taşıyacağını bilemeden yola çıktım her seferinde…

Çizgi sonsuzluktu… Çizgi anlamdı… Çizgi hürriyetti… Çizgi her şeydi. Çizgi noktaları birleştirdi, düzlemler oluştu, düzlemler hacimlere dönüştü. Hacimler evleri oluşturdu, evler kümelendi köyleri kasabaları, kentleri meydana getirdi. Bu kentleri daha önceleri görmüş müydüm? Buralarda yaşamış mıydım, bilmiyorum. Bu kentler gerçek miydiler? Yoksa hayallerimde mi yaşadılar?

Çizerken düşünmeye vakit olmadı… Çizgiler elimden tutup beni hayali kentlerde gezdirdiler… Ağaçlar, bilmediğim, daha önce görmediğim hayvanlar, bitkiler belirdi… Göl ya da akarsu veya bir deniz ile karşılaştım… Deniz canlıları bazen çok büyüktüler, adeta bir ada oluşturmuşlardı; balıklar kimi zaman gökyüzündeydiler. Kentler kimi zaman sadece maviydi ve her şeyin mavi olduğu kentte sadece yıldızlar altındandı… İnsanlar altın ile yeni karşılaşmışlardı; bir gün bir küçük ada buldular o adaya onlarca ev cami, ne varsa sıkıştırıp inşa ettiler. Çatılarını da altınla kapladılar. Öyle ki ada sağa sola savrulmaya başladı.

Bazen eski bir kentin kalıntıları arasında dolaşıyordum… Belki eski Mısır, Hitit, Babil… Ya da Selçuki medreseleri, Ahlat’taki mezarlar… Anadolu’daki evler, camiler ya da tanımsız küçük barınaklar.

Hayali kentler insansızdılar… İnsan eliyle var edilip yok edilmiş olan gelmiş geçmiş medeniyetlerin kalıntıları ya da var olan, sürdürülen günümüzün kentleri. Her şey öylesine akıp giden belirsiz tesadüfi bir yolculuğun getirdikleri üzerine var edilmiş.

Bütün bu hikâyenin yanı sıra gerçek olan şu ki “Hayali Kentler” plastik değerleri korunmuş, kompozisyon endişesi taşıyan, en küçük lekede bile pentür düşünülmüş,  çok ciddiye alınmış çizgiler ve lekelerden oluşur.

Hayal ve gerçek… Yaşamın ayrılmaz ikilisi.

Ayşe Perin (Tatari)

Özgeçmiş

Ayşe Perin (Tatari)

Mesleğim mimarlık… Çizmeyi seviyorum. Çizginin serüveninde kendimce yeni rotalar, rotalar içinde yeni yaşam alanları keşfediyorum. Çizgi beni bazen çok uzaklara taşıyor; öyle ki gezegenleri aşıyor, evrende yeni yıldızlarda buluyorum kendimi… Gerçek ile rüya arasındayım. Sürrealist değilim. Masalları seviyorum… Hayali kentlerimde yaşıyorum.

Yıllar önce, kendi çizgilerimle yaşarken, değerli hocam ressam Şeref Bigalı ile yaklaşık on yıl süren bir resim eğitimi sürecim oldu. Bazen mimarlık resmi zenginleştirdi bazen de resim mimarlığa tesir etti… Bu iki farklı disiplin içindeki ortak özelliklerin buluşması ile oluşan yeni pırıltılar yolumu aydınlattı.

Derishow İzmir temsilciliği, İzmir Beymen mobilya-vitrin düzenleme ve serbest mimarlık profesyonel işlerim oldu. Kurucu üyesi olduğum İKSEV’in yönetim kurulu ve icra kurulu üyeliğini, ESİAD yayın kurulu üyeliğini, İzmir Life dergisi yazarlığını gönüllü olarak yürütmekteyim. Uzun bir süre Milliyet Ege’de kentleşme, mimarlık ve kültür-sanat ağırlıklı köşe yazıları yazdım.

Bugüne kadar pek çok kişisel ve karma sergilerim oldu. Kumaş deseni, moda koleksiyonu çizimleri alanlarında yarışmalara katıldım, mansiyon ve ödüller aldım. Uluslararası İzmir Festivali’nin 35. Yıl afişini hazırladım.

Önceki kişisel sergim Şehir Masalları idi… Bu sergimde Hayali Kentler’i izlemenize sunuyorum.

Sergi: Kağıt Kalem/ Kalem Kağıt

KÂĞIT KALEM/KALEM KÂĞIT

Bu sergide yer alan çizimler, 2017-2022 arasında üretilmiş ve halen süren kişisel bir araştırmanın “çizgisel” çıktıları olarak okunabilir. Araştırmanın temel konusu insan bedeni ve onun devinimini sırasında aldığı anlık biçimlerdir. Bu biçimler hem dışsal hem içsel yansımalar üzerinden ifade edilmeye çalışılmıştır. Çizmek eyleminin zaman ve mekân ile sınırlı doğasını iki yalın malzeme üzerinden araştırmak da belirleyici bir unsur olarak sürece dahil edilmiştir. Çizmek eyleminin zaman kavramı üzerinden araştırılması fikri, desenlerin ortaya çıkması sırasında önemli bir yol gösterici olmuştur. Ayrıca akışın, ritmik hareketlerin çizgi üzerinden ifadesi ve biçim arayışları da çizimlerin ardındaki diğer bir düşüncedir. Bu düşünceler eşliğinde insan bedeni ana konu olmayı sürdürürken, hareketlerin temsilleri kendi bedensel çalışmalarımdan veya izlediğim uygulamalardan ortaya çıkmıştır. Vücudun hareket halindeyken zihinde bıraktığı “şip şak” görüntüleri referans alarak doğaçlama bir çizim akışı içinde onun yansımalarını aramak kâğıdı da bir oyun alanına, mekâna dönüştürmüştür. Çizimlere üretim zamanı açısından bakıldığında ilk örneklerde fasılalı çizim sürelerinin izleri, sonrasında akışkan, kesintisiz çizgilerden oluşan bir başlangıcı ve bitişi olan bir eylemin izlerine dönüşmektedir. Bazı desenlerde çizgilerin aralarında oluşan alanlarda, sık aralıklarla oluşturulmuş paralel çizgiler yer almaktadır. Bütün bunlar çizmek eyleminin ritmik yansımalarının araştırılmasıyla da ilişkilidir. Bu sayede belli bir sekans içinde üst üste yapılan çizimlerde, ritmik bir yapı oluşturmak da çizmek eyleminin içine alınmıştır.

Bununla birlikte kalemin bir noktadan diğerine kesintisiz yolculuğunda bıraktığı izlerin ne kadar kas ne kadar zihin olduğunu araştırmak, çizim alanı sınırlarının genişlemesine de yol açmıştır. Bu nedenle çoğunluğunun A4 kâğıtlar üzerinde yapılan üretimin az sayıda 70×100 cm. yüzeylerde de örneklerine bu sergide yer verilmiştir. 

Bu çalışmalar ve sergi için bir isim/başlık düşünürken bütün çizimlerin bir “ofis çalışma ortamında” gerçekleşmiş olması, kavramsal arka plânın yeni katmanlarının da oluşmasına fırsat yaratmıştır. Gündelik rutin akışın çizmek eylemi ile farklı bir faza geçmesi, kâğıdın bu fazın mekânı haline dönüşmesi ona yeni anlamlar yüklemiştir. Kişisel mahremiyet alanı olarak kâğıt bu kez “kalem” kelimesiyle yan yana gelince bu ikincil mekânsal anlamını da kendiliğinden edinmiştir.

Bu bağlamda Kâğıt Kalem/Kalem Kâğıt başlığı altında sergilenen çizimler, izleyicisine çizgi veya izlerin kâğıt yüzeyler üzerinde ortaya çıkış sürelerini de bir ifade biçimi olarak sunarak, insan bedeni üzerinden varoluşun biçimsel hallerinin temsili niyetiyle ortaya konmuş çalışmalar olarak kendini tanımlayabilir.

Arif Tansel Özalp, Ocak 2023

BİYOGRAFİ

1967 yılında Çanakkale’de doğdu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden 1993 yılında Lisans derecesini aldıktan sonra, İzmir’de çeşitli reklam ajanslarında tasarımcı ve sanat yönetmeni olarak çalıştı. 2001-2005 yılları arasında İzmir Devlet Tiyatrosu için kurumsal tasarımlar ve afiş tasarımları yaptı. 2007 yılından itibaren Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu ve Sanat Tasarım Fakültesi Grafik Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak dersler vermeye başladı. Grafik tasarım çalışmalarının yanı sıra çeşitli küratöryel projelerde davetli sanatçı olarak bulundu, atölyeler yönetti, yurtiçi/yurtdışı sergilerde yer aldı. Kişisel sanatsal çalışmalarında zaman kavramının çizim eylemi üzerindeki etkilerini araştıran, bunu gündelik nesneler, figüratif imgeler üzerinden görselleştirdiği işler üretmektedir. Galeri A Güncel Sanat Merkezi’nde açılan Kâğıt Kalem/Kalem Kâğıt sanatçının ilk kişisel sergisidir.

Uykudan Sızmak- Sevgi Aka

Uykudan Sızmak

Uykudan Sızmak sergisi gerçekle hayal, uykuyla uyanıklık arasındaki bilinç halleriyle ilgilidir. Suyun yüzeyiyle bilincin yüzeyi arasında bir bağlantı arayışıdır. Sızmak: Hem uyuyakalma, hem de sıvının ince aralıklardan, gözeneklerden az miktarda ve yavaş yavaş bir yerden bir yere geçmesi. Su sızar. Uykuya dalarken ve (uykuya) sızarken hem beden, hem de düşünceler suyla benzer bir duruma geçer. Bilinçdışına, sessizliğe, dinlenmeye yönlenir. Uykudan Sızmak, kişinin uykuya dalarak bilinçsizlik durumuna girişinden çok, o durumdan dışarı, uyanıklık haline çıkmasına işaret eder.

Uykuya da suya da dalarak gireriz. Birinde suyun, diğerinde bilincin altına. İkisinde de yatayız. Sergi, suyun yüzeyine çıkış, bilinçaltının bilince dönüşme ve uyku halinden dışarı sızma anlarının duygusundan yola çıkıyor. Uykudan neler sızabilir? Rüya sızabilir. Binlerce yıllık toplumsal hafıza, genlerimize ve içimize işlenmiş yaşanmışlıklar silsilesi, kendimizden bile sakladığımız gölgemiz sızabilir. Belki bilince değil, bilincin daha derin altına, uykunun bir katman derinine dalıyoruzdur. Rüya görmek yaratıma dahil olmak, hayatımız için daha iyi bir hikaye yazmaktır. Uykudan bilince sızanlar, wikileaks’in gizli bilgileri sızdırdığı gibi, bize bizim gerçekliğimizi sızdırır. Tepsiyle sunmaz. İpuçlarını damla damla verir. Rüyalarımızın başını ve sonunu hatırlamamamıza, hatta olayların sıralamasını karıştırmamıza rağmen rüyanın hissi uyandığımızda bizimle kalır. Gözümüzün önünde olmayan saklı evrenin hissiyle sudan çıkar gibi uyanırız.

Biyografi

Sevgi Aka kavramsal sanatçı ve öğretim üyesidir. Yerleştirme, heykel, video ve fotoğraf çalışmaları potansiyel sunan fiziksel ve kavramsal yokluklara eğilir. Celaya, Meksika’da sanat tarihi, İstanbul, Milano ve Chicago’da görsel sanatlar okudu. Sanatta Yeterliliğini İzmir’de yaptı. Katıldığı son sergiler arasında, Arton, Barın Han ve Yapıkredi Kültür Sanat, İstanbul bulunur. 2022’de Balinanın Karnı isimli mekana özgü yerleştirmesini sergiledi. “Miscommunication: Transmission of Information Through the Letters of Shadow Puppets” makalesi Routledge Yayınevinde yayınlandı. Uzun yıllar büyük ölçekli sergi hazırlık süreçlerinde çalıştıktan sonra 2020’den beri İstanbul Topkapı Üniversitesi’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak görsel sanatlar dersleri vermektedir.